İçeriğe geç

Adı iftira, beddua, şantaj ya da montajla birlikte anılanlar mı Müslüman?

Bir kaç aydır Sayın Başbakan’ın dilinden düşmeyen bir paralel yapı var. Nasıl bir yapılanma ise, gariptir adı hep ortalık karıştırmak, bölücülük, ihanet, kumpas, iftira, beddua, şantaj yada montaj ile anılır oldu. İlginçtir, insanlar bu yapılanmanın bu hale gelmek için Müslümanlığı kullandıklarını unutmuşçasına kimse bunlara, sahi siz nasıl müslümansınız ey cemaat? diye sormuyor.

Yıllardır sosyal devletin kurulamamasından kaynaklanan boşluklardan ve Milletin inançlı fakat bilgisiz olmasından nemalanarak büyüyen ve en nihayetinde, devletin en tepesinde adeta terör estirmek isteyen, toplumu huzursuz etmek pahasına pervasızca davranışlar sergileyen, Milletin ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hem maddi hem manevi zarara uğramasına sevinmişçesine bir tavır takınan, sözüm ona paralel yapılanma; son günlerde hepten raydan çıktı ve Millette antipati ve telaş oluşturacak, aynı zamanda ülkeye ve demokrasiye zarar verecek tavır ve davranışlar sergilemeye başladı.

Papaya gidip Millet adına selam götüren, övgüde ileri gidip Papaya haşa Cenab-ı Allah’tan başka kimseye layık görmediğimiz bir sıfat olan Cenap şeklinde hitap eden, Sizin başlatmış olduğunuz dinler arası diyalog için Papalık Konseyi Misyonunun bir parçası olarak Papanın huzuruna geldiğini söyleyen, başörtüsü kavgasının en hararetli döneminde başörtüsüne fürüattır (yani teferruattır) diyerek surda gedik açılmasına sebep olan, 1400 yıldır İslamın yanlış anlaşıldığını bundan da en çok Müslümanların sorumlu olduğunu dile getiren, İsrail’li bir çocuğun ölümüne günlerce ağladığını deklare ettiği halde bir kez Filistin’li masum çocukları dile getirmeyen, Mavi Marmara gemisinde ölenlerin şehadetini tartışmaya açarken İsrail’den bahisle otoriteden izin alınmalıydı şeklinde bir cümle kurarak müslümanları kalbinden yaralayan, internette beddua ettiği görüntüler arzı endam eden, son olarakta telefonla bir takım yerlere talimat verip, Koç gibi bazı işadamlarına, Aydın Doğan gibi bazı medya gruplarının sahiplerine yön verdiği intibasını oluşturacak şekilde ses kayıtları ile gündeme gelen, her nedense Pensilivanya’da yaşayıp, bir türlü Türkiye’ye dönemeyen bir zatın başında bulunduğu paralel yapılanma yaz yaz bitmeyecek bir çok icraata imza attı, yada bir çok icraat kendilerine mal edildi.Bakalım yakın tarihten bu yana bu yapılanmanın, hangi icraatlerde adı geçmiş.
Anasol M Hükümetinin yıkılmasında ciddi etken olduğu söylenen, 21 şubat 2001 krizinin bir numaralı müsebbibi olarak anılan Hüsamettin Özkan’ın bu yapılanma ile çok yakın ilişki içerisinde olduğu o dönemde dillendirilen bir iddia idi. Yani bu yapılanmanın DSP içerisindeki ismi olarak anılan Özkan yüzünden, (en azından büyük çapta müsebbibi) Türkiye Milyonlarca dolar zarar etmiş ve büyük bir kriz çıkmıştı. 
Türkiye’de ilk defa Genel Kurmay Başkanlarının bile suçlandığı, ERGENEKON isimli operasyonun başlamasına sebep olan ifadeleri veren kişi, yani Tuncay Güney‘de paralel yapının en tepe ismi olan halen CİA arazisinde kaldığı iddiaları yalanlanmayan zatın özel kalem müdürlüğünü dahi yaptığı iddia edilen bir isim olarak karşımıza çıkmakta.
Ömrünün son dönemlerinde Ermeni diyasporasına ters düşen yazılar yazan, Ermeni Soykırımını adeta yalanladığı için diaspora tarafından afaroz edildikten kısa bir süre sonra, azmettiricisinin var olduğu şüphesinin kesin olduğu puslu bir cinayete kurban giden, AGOS Gazatesi Genel Yayın Yönetmeni olan Hrant Dink’in cinayeti dosyasında da aynı yapılanmanın ismi geçmekte. Hatırlamanız babından belirteyim, AGOS Gazetesine Hrant Dink’in ölümünün hemen ardından, her müslümanın evine girmesi farz gibi görülen, girmediği ev yada işyeri Müslümandan sayılmıyor herhalde dedirtecek kadar abartılan malum gazetede o dönem yazar olan Ermeni yazar, Etyen Mahçupyan genel yayın yönetmeni oluvermişti.

Yine Deniz Baykal’ın çok özel görüntüleri basına sızdırıldığında aynı paralel yapılanmanın ismi geçmiş, hatta Sayın Baykal Pensilivanya ile ilgisinin olduğunu düşünmüyorum demek zorunda kalmıştı. Sayın Baykal’a ait olduğu iddia edilen bu görüntüleri tasvip etmeyebiliriz elbette, ama bu görüntüleri elde edip yayımlayan kişiler hiç müslüman olabilirler mi? Benden şahsen bir gazeteci olarak birisi kendisine ait özel görüntüyü gizlice elde etme ihtimalim olduğunu bir kişi beklese ben imanı sorgularım ve kendimden utanırım. Müslüman emin olunan kişidir, kendisinden asla kimseye kumpas, şantaj, başkasına ait özel görüntü elde etmek gibi hasletler umulmaz. Aynı yapılanma; Cübbeli’nin kaseti çıktığı sırada ve MHP Genel Başkan yardımcılarının görüntüleri yayımlandığı esnada da bu görüntüleri elde eden adres olarak bazı çevrelerce gösterilmiş ve bu türden iddialar o zaman da dillendirilmişti. İnsan; Türk Milletinin zekatlarını toplamaya kendilerini memur ilan eden, sözüm ona bu aşırı dindar yapılanmaya bu nasıl İslam? diye sormaktan kendisini alamıyor. Şayet yazımda bahsettiklerimi ve Türk Milletinin bilinç altını şöyle bir araya getirip tabloya bakacak olursak, adını paralel koyduğumuz, bu yapılanmaya Mafya dememek pek mümkün görünmüyor. Siz bir yapılanma düşünün ki, adı faili meçhullerle anılsın, aynı yapı; özel hayata dair görüntüler ve ses kayıtları ele geçirip, insanlara korku salmakla suçlansın, sınavlarda soru çalıp yandaşları ile paylaştığı iddia edilsin, Devlet içinde devlet kurmaya kalkıştığı konuşulsun, işadamlarına medyaya talimatlar versin, provakatif eylemlerde ismi geçsin, bu yapının adını siz ne koyarsınız bilmem ama iddialar doğru ise bu yapılanmanın adı MAFYA değilse nedir?  

Ama, görüyorum ki ne hikmetse bu pek müslüman arkadaşlardan, adeta hiç hayır umulmaz olmuş. Son olarak Başbakan Erdoğan’ın oğlu ile yaptığı telefon görüşmelerine ait olduğu iddia edilen bir ses kaydı hepimizin malumu olduğu üzere servis edildi. Adama sormazlar mı? Bir kere bu ses kayıtları nasıl ve ne zaman ele geçirildi? Sonra madem elinizde idi neden bunca zaman neden Cumhuriyet Savcılarına suç duyurusunda bulunmadınız? Başbakanlık bizzat yalanladı ve Erdoğan öyle görünüyor ki bir kaç güne kadar kamera karşısına çıkarak şantaj ve montaj olduğunu ispat eden doneleri ortaya koyacak. Politikacı yalan söyleyebilir ama Devlet asla yalan söyleyemez. Bir hususu Başbakan değil de Başbakanlık yalanladı ise o yalandır. Zira Başbakanlık adına açıklama asla emin olmadan yapılamaz. Bu arada Sayın Başbakan’ı bu yapılanmaya teslim olmadığı için kutluyorum.

Olanı biteni izledikçe ve Sayın Başbakan’ı dinledikçe hayatı boyunca Ak Partiye oy vermemiş bir çok tanıdığımın, inadına Ak Partili olduğuna şahit oldum. Başbakan; Karizmasının ve politik tecrübesinin de zirvesini yaşadığı bu günlerde, katıldığı hemen her programda, hatipliğini de konuşturarak bu yapılanmayı ve peşinde sürüklenen muhalefeti yerden yere vuruyor. 2002 Yılından bu yana her türlü desteği esirgemediği yapılanma ile devlet adına millet adına mücadele ettiğini düşündüğüm Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan’ı bu mücadelesinden dolayı kutluyor ve bende şahsen bu mücadelesini destekliyorum.

İki yılı aşkın zamandır büyüyen tehlikeyi kaleme aldığımız ve herkes korkarken bizim haykırdığımız gerçekler okuyucularımızın malumdur. Ak Partili olmadığımı da yazılarımı takip edenler de şahsen beni tanıyan herkeste bilir. Kaldı ki şu ilaveleri yapmadan geçemeyeceğim.  Elbette ki var ise herhangi bir yolsuzluk bunun hesabı sandıkta değil hukuk önünde verilmeli. Şayet Sayın Başbakan yada Bakanlar anılan suçları işlemişse yada ciddi deliller var ise mutlaka Hukuk önünde hesap vermeliler. Muhalefet Partileri bu türden yapılanmaların ürettiği suçlamalara dayanarak ayakkabı kutusu, telefon ses kaydı vs. dillendireceğine gerçekten muhalefet üretmeli, politika üreterek Milletin huzuruna çıkmalı. Ayrıca bu yapılanmanın içerisinde hasbelkader de olsa bulunanlar yaşadıkları İslamı bir sorgulamalı diye düşünüyorum. Geç oldu ama umarım güç olmaz ve Devletimiz; kendisine tasallut eden, birliğimizi bozmaya yönelik faaliyet içinde bulunan, devlet içinde devlet oluşturmaya çalışan, iktidar uğruna iftira, özel hayatı ifşa, montaj dahil her türlü kumpasçılığı kendisine reva gören, yasadışı ne kadar örgütlenme var ise hepsini temizler, haklarında davalar açarak gerekli hukuki cezaya çarptırılır da millet olarak derin nefes alırız.
Unutulmamalı ki Mazlumun hakkı verilse de zalime haddi bildirilmedikçe adalet tecelli etmiş olmaz. Her cezasız bırakılmış ihanet ise başka ihanetlere kapı açar diyor herkese saygılar sunuyorum.


Kaynak: Uşak Haber Merkezi

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2011 yılından beri Vedat Orhan'a aittir!