İçeriğe geç

Fethullah Gülen Türk Milleti’nden Niçin Özür Dilemelidir?

Geçtiğimiz hafta başında duyurduğumuz ve konu başlıklarını paylaştığımız yazı dizisine bilindiği üzere pazartesi günü vira bismillah dedik. Okuma imkanı bulamayanlar için hatırlatmak babında yazının ilk bölümünde Fetullah Gülen ile Papa ilişkilerini değerlendirmiş, bu ilişkilerin startı niteliği taşıyan Gülen tarafından Papaya yazdığı bilinen o malum mektubu da sizlerle paylaşmış idik. Bu mektupta geçen bazı cümleler, akaid kurallarına göre bu cümlelerin sahibini dinden çıkartacak seviyede, inançlarımızla taban tabana zıt cümlelerdir.

Diyebilirizki bu durum mektubu yazanı bağlar, onun problemidir; bir bakıma doğru… Ancak, mektup içerisinde bazı cümleler var ki, bana göre o cümleleri hiçbir Müslüman-Türk’ün ne imanı, ne vicdanı ne de tarihinden ve köklerinden aldığı ilham ile oluşan izanının kabul etmesi mümkün değildir.

Biliyorum, yine cemaate aidiyet hissi taşıyanlar tarafından çok ağır eleştriler, hakaretler ve hatta tehditler alacağım. Ama aldığım kültür ve yüreğimde taşıdığım imanın doğal bir refleksi olarak, Sayın Fetullah Gülen’in bu mektubunda, Türk Milleti’nin her ferdini dahil eden bir anlayışla yazılan, kanaatimce, zillet içeren cümlelerine rağmen susmam mümkün değildir.

Gelin hep birlikte bu mektubu Maveraünnehir’de hiçbir zorlama olmaksızın, savaşsız İslam’a giren yeryüzündeki tek millet olma şerefine nail olmuş ve İslam’a yaptığı hizmetlerle Asakirullah ünvanını kazanmış, üç kıtaya hüküm sürmüş, tüm dünyaya adalet dağıtmış bir milletin onurlu evlatları olduğumuzu hatırlayarak hem ilmin, hem de tarihin ışığında ele alalım. Eminim, elini vicdanına koyup bu yazıyı ilmi ve tarihi gerçekleri gözardı etmeksizin okuyan her akıl ve izan sahibi kardeşim, Fetullah Gülen’in bütün Türk Milleti’nden özür dilemesi gerektiği hususunda benimle hemfikir olacak.

Mektubun daha ilk başında 1400 yıllık İslam geleneğinde asla bir örneğini gösteremeyeceğimiz bir ifadeyle Hristiyan aleminin en tepesindeki kişiye “cenap” denilmiştir. Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in yazdığı bilinen tebliğ mektupları vardır. Mesela Bizans İmparatoruna yazdığı mektupta “Allah’ın kulu ve elçisi Muhammed’ten Bizansın büyüğü Herakliyus’a” şeklinde hitap etmiştir. İki hitap arasında ilk bakışta ciddi bir fark yok gibi gösterilmek isteniyorsa da birisinde önce tevhid vurgusu yapılmış; Allah’ın birliği ve Hz. Muhammed’in (a.s) peygamberliği vurgulanmıştır. Ardından da Herakliyus’a hitaben Büyük Herakliyus değil “Bizansın büyüğü” denmiştir. Herakliyus’un büyük olduğunu değil, Bizans’ın büyüğü olduğunu kabul eden bir ifadedir. Oysa Sayın Gülen’in Papa’ya hitabı cenap olmuş, büyük kelimesi bile Gülen’in Papanın büyüklüğünü tarifi için yeterli gelmemiştir.

Bu noktada şunu vurgulamak isterimki Fetullah Gülen’in yazdığı mektubu Peygamber (a.s) Efendimiz’in yazdığı mektupla kıyas ederken ki kastım, haşa, ikisini de tebliğ metodu gördüğüm ya da eşleştirdiğim için değildir. Fakat cemaat üyelerinin bu mektubu savunurken yaptıkları bir benzetme olması sebebiyle buna ihtiyaç duydum; kaldı ki bizim ölçümüz her zaman Kur’an ve Peygamber’in sünnetidir.

Mektubun devamında öyle bir paragraf var ki ne zaman hatrıma gelse öfkem kabarıyor. Sayın Gülen, Türk Milleti adına konuşuyor, sanki Türk Milleti’nin gönderdiği bir elçi edasıyla bizlerden Papaya “selam” götürüyor. Ben, Türk Milleti’nin hiçbir ferdinin, özellikle Hristiyanlar eliyle dünyanın dört bir yanında Müslümanlara kan kusturulurken, bunları bir işaretiyle durdurmaya muktedir olduğu halde seyreden hatta dökülen kana fetva çıkartıp ardından alkışlayan Papaya içtenlikle selam götürülmesini onaylayacağını hiç sanmıyorum.

Ayrıca Sayın Gülen selamımızı söylemekle kalmıyor, Papanın misyonunun, güya dünyayı daha yaşanabilir bir mekan kılmak olduğunu tam manasıyla bildiğimizi de söyleyiveriyor. Ben şahsen Papanın bırakın böyle bir misyonunun olmasını, Müslümanların akan kanlarına, giden namuslarına zerre kadar üzüldüğünü bile sanmıyorum.

İkinci paragrafta yine Sayın Gülen’in kanlar donduran ifadeleri hız kesmeden devam ediyor. Peygamber (a.s) Efendimiz yazdığı tüm mektuplarda direkt olarak muhataplarını İslam’a davet etmiş, kendisininin peygamberliğine iman etmemeleri halinde dünya ve ahirette bunun bedelini ödeyeceklerini söyleyerek kafirleri tehdit etmiştir. Fetullah Gülen ise Papa tarafından başlatıldığını kabul ettiği Dinlerarası Diyalog için “Papalık Konseyi misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz” demiştir. Buna karşın Papalığın açıklamaları kendi misyonlarının “dünyayı Hristiyanlaştırmak olduğu” şeklindedir. Bu paragraftan ne kadar hüsnizan ile bakmaya çalışsak bile çıkarılacak sonuç Sayın Gülen’in Papalık misyonunun (yani dünyayı Hristiyanlaştırma hedefinin) bir parçası olmak için adeta yalvardığı şüphesini aklımızın bir kenarına koymaktır.

Yine aynı mektubun devamında Fetullah Gülen, İslam Dini’nin yanlış anlaşılan bir din olduğunu iddia etmiş ve bu hususta biz Müslümanları suçlayarak, kanaatime göre, adeta Papa önünde kendince günah çıkarmıştır.

Mektupta bunlara benzer daha birçok ele alınması gereken ve Türk Milleti’ni, en azından bir ferdi olarak şahsımı küçük düşürdüğünü düşündüğüm cümle var. Ancak yukarıda belirttiğimiz hususların muradımızı anlatmak açısından yeterli olduğunu düşünerek yazının daha da fazla uzamaması gayesiyle burada kapatıyorum.

İşte akaid ölçülerinin alt-üst edildiği aşikar olan ve bin yıllık Türk-İslam medeniyetini bize bırakan atalarımızın kemiklerini sızlatacağını düşündüğüm, vicdanımda derin yaralar bırakan bu mektuptan dolayı Fetullah Gülen bana göre hem Türk Milleti’nin her ferdine hem de şanlı ecdadımıza özür borçludur.

Rasulullah (s.a.v) Efendimiz’in yazdığı mektupların metni için tıklayın.

Fetullah Gülen’in Papaya yazdığı mektubun tam metni için tıklayın.

Yazı dizisinin bir önceki bölümü için tıklayın.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2011 yılından beri Vedat Orhan'a aittir!