İçeriğe geç

İhanetin İslam coğrafyasındaki adı: Nakşibendilik!

Nakşilik ya da nakşibendilik nasıl ve kimlerin eliyle kuruldu? Altın Silsile adı verilen Nakşibendi Silsilesi tamamen sonradan uydurulmuş batıl bir silsile midir? Nakşibendilerin siyasi tutumları niçin her seferinde İngiliz ya da İsrail çıkarlarına hizmet etmektedir? Nakşibendilik ve Hristiyanlık arasındaki benzerlikler nelerdir? Nakşibendi Tarikatı İngiliz çıkarlarına mı hizmet etmiştir? Barzani Ailesinin Yahudilikten Nakşibendi Şeyhliğine Uzanan macerasının perde arkasındaki gerçekler nelerdir? Nakşibendilik İslam kılıfına sarılmış Hristiyanlık mıdır? Gerçekten Tarikat mı yoksa sapkın bir ihanet projesi midir? Nakşibendilerin Muaviye ve Yezit hayranlığı nereden gelmektedir? Nakşibendiliğin kuruluşu ve günümüze kadar geliş hikayesi nedir?

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (sav) Hakk’a göçmesinin üzerinden, yaklaşık dört yüz yıl gibi uzun bir süre geçtikten sonra, sessiz zikiri tabiri caizse icad eden Abdülhalik Gucduvani isimli kişinin temelini attığı, daha sonra güya aynı zatın türbesinde yine rüya yoluyla icazet alan ve kendisine Nakşibendi lakabı takan, Bahaeddin Buhari’nin isim babası olduğu Nakşibendi tarikatını ve yüzyıllardır özellikle Türk Milleti başta olmak üzere İslam coğrafyasında imza attıkları ihanet projelerini tek tek ele alacağımız bu yazı dizisini okuduktan sonra Osmanlı’nın duraklama gerileme ve yıkılış dönemlerinde olan biteni, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kimlerle neyin mücadelesini dinsiz ilan edilme pahasına verdiğini ve günümüzde yaşananların perde arkasına ilişkin bir çok gerçeği kavrayabilmeniz için sizlere çok önemli bir pencere açılmış olacak.
Kendisinden başka hiç kimsenin tanık olmadığı bir rüyada Hızır’ın sözde kendisine tarif etmesi ile İslamda hiç bir delili bulunmayan ve ne Peygamberin sağlığında ne de sahabenin hayatında örneği bulunmayan sessiz zikir metodunu icat ya da ihtas eden Abdülhalik Gucduvani’nin bu iddiasına insanları inandırmasının ve bu bidatı bir hak gibi kabul ettirebilmesinin ardından tasavvuf dünyası içerisine daha sonra yine benzeri bidatlerle donatılıp bezendirilecek olan bir sözde kurumu dahil etmiş oldu. Ehli Sünnet kavramı üzerinden, sessiz zikir, tevbe, tarikat, adap gibi bidatlerle Hristiyan ritüellerinin İslamın içerisine konuşlandırılmasına vesile olan Nakşibendilik, Ehli Beyt yolunun ve Mehdiyetin tarih boyu gizli düşmanı olmuş ve İslam aleminin kafa karışıklığını sağlama misyonunu çok iyi icra etmiştir. 2. Mahmut’tan itibaren Osmanlı sarayına nüfuz etmeyi başaran Nakşibendilik akımı Halid-i Bağdadi isimli bidatçinin etkisindeki bürokratlar aracılığı ile padişahı etkilemiş ve Batıya çok ciddi tavizler verilmesinin önü açılırken Osmanlı Devleti’nin genleri ve yapısı ile oynayarak ciddi tahribatların oluşmasına yol açmayı başarabilmiştir.Tarih boyu İngilizler ile özellikle Kraliyet Ailesi ile bağlarını hiç koparmayan Nakşibendilik, aynı zamanda İsrail ile de sıkı bir bağlantı içerisinde olup; Kabala yöntemi, bazı hiristiyan ritüelleri ve Hinduizm’den aldığı bazı öğretileri de uygulayarak etrafına çok sayıda taraftar toplamayı, insanlarda ciddi kafa karışıklığına yol açmayı başarmıştır. Osmanlı Devleti’nin yıkılması ile başlayan işgal sürecinde yine Nakşibendiler sahnedeydi;, bazı nakşibendi şeyhleri o dönemde “İngiliz askerleri Allah’ın askerleridir” diyebilecek kadar ileri giderken, vatanı kurtarma mücadelesine girişen Mustafa Kemal ve Kuvva-i Milliye milislerini, etkileri altındaki padişah Vahdettin’e karşı çıkmakla dolayısı ile ihanetle suçlamış, katledilmelerinin sevap olduğunun fetvasını yazıp bütün Anadoluya bu fetvaların dağılmasını bile sağlayanların başında yine Nakşibendi tarikatının sözde şeyhleri vardır. 
Büyü yapma, cinler aracılığı ile zihin kontrolü sağlama gibi yöntemleri öteden beridir kullandıkları iddia edilen Nakşibendi tarikatı şeyhlerinden kutup saydıkları Nazım Kıbrısi’nin daha geçtiğimiz yıllarda nasıl İngilizleri övdüğüne hep birlikte tanık olmuştuk. Yine büyü ile iştigal ettiklerine yönelik iddiaları desteklercesine müritlerine ve herkese okunmuş ekmek, okunmuş çorba içirdikleri bilinen, zaman zaman müritlerinin atletlerini getirterek okutup giydiren bazı grupların ne Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın ne de sahabenin hayatında olmayan yöntemlerle sözde insanları müslümanlaştırdıklarını iddia ettikleri ve irşat vazifesi icra ettikleri günlük hayatımızda hepimizin gözlemlediği gerçekler arasındadır. Elbette biz kimseyi büyücülük ya da cincilik ile suçlama hakkına sahip değiliz, ancak öteden beri bazı İslam alimleri Nakşibendilerin büyücülük yaptığını, cinlerle iştigal ettiklerini yazagelmişlerdir ve bir çok islam alimi, Nakşibendiliğin batıl ve hurafelerle dolu bir tarikat olduğunu kaleme almış; İslamla, maneviyatla uzaktan yakından alakalarının olmadığını da beyan etmişlerdir.
Hepinizin de bildiği üzere Nakşibendi tarikatı şeyhlerinin bugüne dek asla PKK aleyhinde bir beyanları olmamıştır. Ne gariptir ki Yahudi dönmesi bir ailenin çocuğu olduğu bilinen Mesut Barzani de Nakşibendi bir ailenin çocuğu olup, gerek silsile arasındaki kopukluklar (örneğin birbirini görmeden birbirinden icazet aldığı iddia edilen şeyhler, yani bir öncekinin ölümü ile halkayı devam ettirenin doğumu arasında yüz yıla yakın farklar var) gerek silsile içerisindeki kişilerin birbiri ile alakasızlıkları, gerekse silsilenin tıpkı sessiz zikir gibi hiç bir tarikatta olmayan bir şekilde Hz. Ebubekir efendimizde bitmiş olması, (Şahı Velayet Hz. Ali’dir ve bütün tarikatler Hz. Ali’den Peygamberimiz’e uzanır, sadece nakşibendilik Hz. Ebubekir’e dayandırılır) gibi sebeplerle çürük olduğu için millete yutturmak için “Altın Silsile” adı verilen silsilenin en önemli isimlerinden olan Şeyh Tacettin sözde Kürdistan Devlet Başkanı Mesut Barzani’nin dedesidir. 
Said-i Nursi de her ne kadar şeyhlik iddiasında bulunmasa ve tarikat zamanının geçtiğini iddia etse de O da nakşibendidir ve o köklerden beslenerek güya Allah’ın kendisine ilham etmesi ile beraber kitaplar yazmış birisidir. Risalelerinin haşa Kuran’a eşdeğer gibi olduğunu kendi kitaplarında iddia edebilecek kadar ileri giden Said-i Nursi de, Atatürk’e katli vaciptir diye fetva yazanlar arasında bulunan ve daha sonra ihaneti vataniyeden suçlu bulunup asılan İskilipli Atıf da, Atatürk’e isyan ederek Kürt ayaklanması çıkartan Şeyh Said de, yine Bülent Arınç’ın dedesi olarakta bilinen Kubilay’ı katleden Derviş Mehmet de nakşibendidir. Pek tabi son zamanlarda paralelci adı ile ünlenen Fethullah Gülen oluşumu da nakşibendidir. Tarih boyu ne zaman İngiliz çıkarlarına İslam adına birileri hizmet etmişse mutlaka ya Nakşibendilerdendir ya da onlardan kopma ve o kökten beslenen akımlardır. Selefilik, Mealcilik, Vehhabilik gibi akımlarda yine Nakşibendi akımından ciddi oranda beslenmiş akımlardır ve İngiliz müsteşriklerin bu akımların yayılmasında ciddi teşviği ve parmakları vardır.
Nakşibendi tarikatında var olan şeyhin sarığına tutunup suçunu şeyh huzurunda itiraf edip tevbe ettiğinde bütün günahların bağışlandığına ilişikin inanç ile Papaza suçunu itiraf edip günah çıkartan hristiyan arasındaki benzerlik, Budizm’de belli merhaleleri katettikten sonra havada asılı durabilen insanlar ile Nakşibendilikte anlatılan sözde kerametler arasındaki benzerlik, Yahudilik’teki Kabala’daki rakamların önemi ile Nakşibendilik’teki virdlerde rakamların üzerinde durulması arasındaki benzerlik, yine Hristiyanlık’taki vaftiz ile Nakşibendiliğe giren insanın şeyhin memleketinde soğuk su ile gusletmesi arasındaki benzerlik, yine Hristiyan ritüelleri ile okunmuş çorba ya da ekmekteki benzerlik gibi daha bir çok benzerliği kaleme alacağımız bu yazı dizimizde yukarıda bazılarının satır başlarını verdiğimiz ihanetleri tüm detayları ile tarihi hakikatlere ve belgelere dayalı olarak bahsederek Türk Milleti’ni bilgilendirme vazifemizi yerine getireceğiz.
Nakşibendilik; Siyasetle hiç işimiz olmaz demesine rağmen sağ tandaslı partilerin hemen tamamında varlığını sürdürmüş, hatta bu partilerde hüküm sürmüş bir oluşumdur. Ak Parti, Saadet, Büyük Birlik, MHP başta olmak üzere sağ tandaslı bütün siyasi partilerin kuruluşundan itibaren içerisine sızan bu oluşumun son dönemlerde kılık değiştirerek önce DSP’ye ardından da CHP’ye de sızdığı bilinmekte. Her ne kadar sağdaki partilerdeki kadar söz sahibi olamasa da bu partilere de sızmaların olduğu bir hakikat.
Geçtiğimiz aylarda gerçekleşen ve tarihin en uzun MGK Toplantısı olarak kayıtlara geçen MGK zirvesinde Kırmızı Kitaba ismi geçilerek mücadele edilmesi gereken legal görünümlü illegal yapılanmalar olarak devlet kayıtlarına geçildiği iddia edilen Nakşibendiliği kuruluşundan itibaren bütün yönleri ile ele alırken, asıl unutulmaması gereken şudur; Hiç bir tarikatın müntesiplerini tü kaka ilan etmek gibi bir derdimiz olmadığı gibi hiç bir dini grubu kötülemek gibi bir amacımız da yoktur. Sadece, hilafet hakkının Hz. Ali Efendimizin olduğu gerçeği başta olmak üzere, yine aynı grubun savunmak ve övmekten geri durmadığı hatta Hazret diye bahsettiği Muaviye’nin oğlu Yezidin gizlenen gerçek yüzü, Atatürk’e yapılan haksız ithamların asıl sebebi ve Atatürk’ün Ehli Beyt’in mücadelesini veren, sadece Türk Milleti açısından değil İslam alemi ve dünya açısından da mücadele veren büyük bir insan olduğu gerçeği gibi gerçekler olmak üzere, yüzyıllardır üzeri örtülen bütün gerçeklerin ortaya çıkmasında hisse sahibi olmaktır amacımız. Yazı dizimizi farklı şeyler duymanın ve gerçekleri öğrenmenin vereceği keyifle okuyacağınız ümidi ile şimdilik esenkalın…


Kaynak: Uşak Haber Merkezi

Tek Yorum

  1. Çok önemsediğim ve öğrenmeye çalıştığım bu konu ile ilgili bir yazıyı okumanın sevinci içindeyim. Yazı dizisi olarak belirtiliyor. Dizinin devamını nasıl takip edeceğim konusunda bilgi verirseniz sevinirim. İslam dünyasının 1000 yıllık sorunu olan Tasavvuf ve özelde de Nakşibendilik konusunda yazı yazanların eline sağlık diyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2011 yılından beri Vedat Orhan'a aittir!