İçeriğe geç

Kürt kılığına girmiş Yahudi ve Ermenilerin kamuflajı olan Nakşibendiliğin, Yahudi Barzani ailesi ile tanışması!

Günümüzde bazı kollarının, IŞİD ile bağlantısı olduğu iddiası ile de sık sık gündeme gelen Nakşibendi tarikatının, Ebu Süfyan ve oğlu Muaviye’den beri süregelen Ehl-i Beyt düşmanlığının bir tezahürü olarak, İngiliz ve İsrail’in desteklemesi ile birlikte İslam coğrafyasında yaygın hale gelen bir akım olduğu yönündeki savı güçlendiren gelişmelere ışık tutmak üzere tarihsel seyrini işlemeye devam ediyoruz.

Bir önceki yazımızda Nakşiliğin temel taşları olarak sayabileceğimiz, sessiz zikri ilk defa Peygamber (as)’dan yıllar sonra sözde Hızır’ın kendisine rüyasında tarif ettiği iddiası ile ilk ortaya atan Abdulhalik Gücdüvani,yine ilk defa rüyada şeyhlik aldığını iddia eden Üveysilik metodu adı altında bir bidatin İslam’a sokulmasına vesile olan, asıl mesleği Cellatlık olan ve aynı dönemde yaşayan Seyyid Emir Külal’ın evlatlarının öldürülmesine fetva vererek, tarihe katliamları ile geçen Bahaeddin Buhari (Şah Nakşibendi), kendisini büyük sahabelerden bile makamca üstün olduğunu rüyasında gördüğünü iddia edebilen, haşa Allah’ın tecellisini kadının fecrinde (cinsel organında) gördüğünü söyleyebilecek kadar tabiri caizse uçan, cinlerle iştigal ile meşhur olan, İmam Rabbani lakabını kendi kendine alan vekendini bin yılın müceddidi olarak takdim eden Ahmet Sirhindi’yi tek tek ele almıştık. Yine Nakşibendilik yolunun temel taşlarından bir başkası olan, Yahudi Barzani ailesini, sözde “İslamlaştılar ve Nakşibendi oldular” gibi takdim ederek, yaşayan Barzani’ye içerisinde Hinduizm’den, Yahudi Kabalacılığından, Mistisizm’den, Hristiyanlığın Ruhban anlayışından, İslam tasavvufundan alıntılar olan, Müslümanlık kılıfına çok iyi sarılmış bir öğretiyi yani Nakşilik eğitimini iyice öğreten Halid-i Bağdadi’yi anlatmaya başlamıştık. Kaldığımız yerden devam ederek, Nakşiliğin Cumhuriyet’in ilk dönemlerinden günümüze kadar, değişik kılıflara bürünerek, Türkiye siyasetini nasıl etkilediğini, hangi liderlere hangi Nakşi Şeyhler aracılığı ile nüfuz ettiklerini ve o liderlere hangi İngiliz ve İsrail çıkarları doğrultusunda kararlar aldırttıklarını sizlere izah etmeye çalışacağım.
Osmanlı Padişahlarının Yavuz Sultan Selim’den sonra etkilerinde kaldıkları Nakşi Şeyhleri yüzünden kardeş ya da evlat katli dahil nasıl yanlış kararlara imza attıklarından kısmen bahsetmiştim. Özellikle Islahat Fermanlarına imza atan ve Batılılaşma adı altında Osmanlı’nın sonunu hazırlayan pek çok karara imza atan, azınlık hakları adı altında parçalanmanın ve bölünmenin zeminini hazırlayan 2. Mahmut’un bu kararları, Nakşi geleneğinden gelen sözde Şeyh ve hocalardan etkilendiğini izah etmiştik. Geçtiğimiz yıllarda eski Türk Tarih Kurumu Başkanı ve MHP Milletvekili Yusuf Hallaçoğlu’nun da belgeleri ile ortaya koyduğu bir çalışmada; Kürtçülüğü, Türk’lerden kopartılmış bir Kürt Devleti kurulmasını savunan ailelerin kökeninin ya Kürtleşmiş ya da Kürt kılığına girerek hem inançlarını hem de etnik kimliklerini saklamış gizli Ermeniler ya da Sebatayistliği tercih ederek Kürt kılığına girmiş Yahudi aileler olduğuna dikkat çekmişti. Bu bağlamda Yahya Efendi Tekkesi etrafında dönen dalaverelere, düzenli olarak ziyaret ettiği bilinen bir Nakşibendi Şeyhinin Mezarı başında öldürülen Yahudi kökenli işadamı Üzeyir Garih’in ve ortaklarının Nakşibendi bağlantılarına, yine Merhum Turgut Özal ve kardeşi Korkut Özal’ın ya da Muhsin Yazıcığolu gibi Recep Tayyip Erdoğan gibi önemli isimlerin, Nakşibendi bağlantılarına da mutlaka etraflıca değineceğiz ve yazımız sona doğru günümüzle ilintileneceği için daha da heyecanlı ve okunası bir hale gelecek. Gelelim kaldığımız yerden konumuzu işlemeye.
Halid-i Bağdadi’nin oluşturduğu Nakşibendi Halidi kolu, kurulduğu 18. yüzyılın başlarından itibaren Türk düşmanlığını sürekli olarak körüklemiş, zaman zaman ümmetçilik adı altında, zaman zaman Peygamberimizin milliyeti üzerinden Türklükle savaşmış, ya Kürtçülüğü ya Arapçılığı öne çıkarmayı bir şekilde sağlamaya çalışmıştır. Erdal Sarızeybek’in de bazı konuşmalarında hain olarak çok açıklıkla deklare ettiği Halid-i Bağdadi; Hinduizm’in Hindistan’da zirve yaptığı İngiliz Sömürge Bakanlığı’nca desteklenip cilalandığı bir dönemde, Hindistan’da uzun süre kalarak Abdullah-ı Dehlevi’den sözde tasavvuf eğitimi almıştır. Cehri yani sesli zikire karşı adeta savaş açan bu zatın, sesli zikir aleyhinde pek çok beyanatlarının var olduğu, ısrarla sessiz zikri insanlara telkin ettiği bilinir. Tarih boyu ABD-İsrail-İngiliz menşeili maddi manevi destekler alarak yaşamını lüks ve zenginlik içinde sürdüren ve her daim Osmanlı’nın, şimdi de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve Türklüğün düşmanı olarak tanınan, Yahudi asıllı, sonradan Kürtleşmiş ve İngiliz İsrail ortak planı olan Nakşilik yolunu yine İngilliz işareti ile seçerek, Kürtlerin arasında nüfuz etmeyi başarmış olanBarzani ailesi; İngiliz Sömürge Bakanlığı’nın nakdi yardımları ile birlikte, dini ve milliyeti de kullanma hususunda ölçüsü de olmayınca, yani ölçüsüzce kullanabileceği din gibi bir argüman önüne açılınca, Kürtler arasındaki bu nüfuzunu kolaylıkla liderliğe dönüştürebilmiştir. Barzani ailesinin o zaman ki büyüğü, şimdiki Mesut Barzani’nin dedesi Bağdadi’den kısa sürede şeyhlik postunu almıştır. Zira post almak için nefis mertebelerini aşmaktan ziyade gereken; Hinduizm, Kabala, Büyü ilmi gibi Allah’ın yasakladığı ilimlere vakıf olmaktı ve bu ilimleri kısa sürede tahsil eden dede Abdürrahim Barzani ve ardından sırasıyla büyük oğlu Abdüsselam(Mesut Barzaninin amcası) ve küçük oğlu Mustafa Barzani Mesut Barzaninin babası) Şeyhlik makamına oturtulmuştu. 1. Dünya Savaşı esnasında savaşın İngiliz’in bir oyunu olduğunu, İngiliz’le ortak hareket etmeleri sebebi ile bilen Barzani’ler, Osmanlı’ya asker vermedikleri gibi, savaşın ortasında iken Osmanlı’ya karşı iç isyan çıkartarak hainlik etmişlerdir. Dönemin Musul Valisi Süleyman Nazif Paşa isyankar şeyh Abdüsselam’ı ve diğer Kürt aşiret reislerini Osmanlı Devleti’nin emri ile yakalayarak Musul Kapısı’nda astırmıştır. Yani kürt isyanları zannedildiği gibi, sadece Cumhuriyet döneminde Atatürk’e karşı işlenmiş bir fiil değildir. Osmanlı’nın son dönemlerinde Nakşibendi şeyhi Mevlana Halit’in organize ederek şeyhlik ihdas ediverdiği Barzani ailesinin kışkırtması ile bir çok kez bazı kürt aşiretleri bir olmuş ve Devlete kıyam etmişlerdir. Tabi ki bu arada yine Mevlana Halit Bağdadi’nin saray içerisine yerleştirdiği Nakşibendiler de sarayın kararlarında etkili olarak Osmanlı Devleti’nin İngiliz lehine kararlar almasını sağlamaktan geri durmamışlardır.
Zaman zaman İngiliz düşmanlığı körükleyerek bile İngiliz çıkarlarına hizmet eden, sürekli kavgayı, savaşı körükleyen ve savaştan zulümden gözyaşından çileden beslenen Nakşilik ve özellikle Halidi kolu 1700’lü yılların sonlarından itibaren bu güne dek hep aynı hain planların içinde olagelmiş ve İsrailin nezaretinde gizledikleri Yahudiliklerini unutmadan, İngiliz’le işbirliğini asla bırakmaksızın, Türk düşmanlıklarını sürdüregelmişlerdir. Ebu Süfyan ve Muaviye ailesinin Ehl-i Beyt’e duyduğu hasetten kaynaklanan düşmanlığı ile çok benzerlikler üzerinde barındıran Barzani ailesinin Türk düşmanlığı günümüzde de Mesut Barzani eliyle sürdürülmektedir malumunuz. Neyse tarihsel seyre geri dönelim. 1. Dünya Savaşı sonrası Irak; petrol bölgesi olduğundan İngilizlerin elinde kalır.Böylece bölgede Barzani ailesi köklerini kuvvetlendirebilme imkanı bulmuştur. Barzani ailesi daha sonra Irak’taki bağımsızlık mücadelesi veren halkın ve İngiliz’in İsrail ile çıkar politikaları hususunda ters düştüğü bir döneme gelince ağır baskılarına maruz kalarak, Türkiye’ye sığınmıştır. Mustafa Barzani ve beraberindekileri asması beklenen Mustafa Kemal Atatürk bu kişileri asmadığı gibi Onları affederek, Anadolu coğrafyasında şeyhlik iddialarından ve Kürtçülükten vazgeçmeleri şartı ile özgürce yaşamalarına izin vermişti.
Ancak İsrail’in tahriklerine kapılan Mustafa Barzani Irak’taki karışıklıklar düzelir düzelmez yeniden Irak’a geçmiş ve yine Türk düşmanlığı yapma vazifesini ifa etmeye devam etmiştir. Bazı kaynaklar daha sonra gerçekleşen Şeyh Said isyanı, Ağrı İsyanı ve Dersim (Tunceli) isyanı gibi isyanların da perde arkasında, İngilizlerle birlikte hareket ederek desteklediğini belirtse de Mustafa Barzani, bu isyanlardaki İngiliz parmağını doğrularken, kendisinin bir dahlinin olmadığını Şeyh Said ile İngiliz’in kendini kullanmaya ihtiyaç duymaksızın irtibata geçtiğini ve Şeyh Sait’i desteklediğini fakat kendisini kullanmadığını belirtmiştir. Elbette bu isyanlarda parmağının olup olmadığı hususu net değildir kafamda. Ama isyanların tümünün ardında İsrail ve İngiliz işbirliğinin olduğu aşikardır. 
2. Dünya savaşı sonrası yine Mustafa Barzani ve geçimlerini eşkiyalık ve yağmacılıkla sürdüren Kürt aşiretleri devlet kurma hayallerini bu kez İran’da gerçekleştirmeyi denemişlerdir. İran’ın Mahabat Kentinde bir Kürt Cumhuriyeti kurmuşlar ancak kurdukları sözde devletçik bir yıl bile geçmeden yıkılmıştı. İran Devleti binlerce Kürdü asmıştı, Mustafa Barzani 300 kadar adamı ile beraber İran’dan kaçarak Ruslara sığınmıştı. Kullanılmak adeta kaderi olan Barzani’ler; bu kezde Ruslar tarafından kullanılmış, hatta bir dönem Mustafa Barzani Rus Kızıl ordusuna bile katılmıştı.İşte Barzanilerin müslümanlığı, şeyhliği, Nakşiliği bu kadardı. Her duruma uyum sağlayabilen cinsten bir müslümanlıktı yani. Sovyetler Birliği; Irak’ta yeni rejim değişikliği sağlandıktan sonra 1958 yılında Mustafa Barzani’yi yeniden Irak’a göndererek, Irak rejimine karşı Rus çıkarları için kullandı. Zaten Yahudi kökenli bir aile olup sonradan Nakşileşen bir ailenin lideri ve Nakşi şeyhi ismini kullanan Mustafa Barzani; 1967’de gittiği İsrail’de tam altı yıl kaldı. Altı yıl sonra yani yaklaşık olarak 1973 yılında Kuzey Irak’a geri gönderilen Mustafa Barzani, bugün de oğlu Mesut Barzani’nin BOP Adı altında gerçekleşmesi için uğraştığı Büyük Kürdistan kılıfına sarılmış, Büyük İsrail Devleti’nin kendince tohumlarını atmıştır. 1970’li yıllarda İran’la anlaşarak, Irak’a ihanet eden Mustafa Barzani’yi bu coğrafya da kullanmayan çok az devlet olmuştur. Barzani başta Kürtler olmak üzere, her Devlete İngilizler dahil ihanet etmiştir ve başka bir devletle birlikte olarak bir önce lehine çalıştığı devletin bir kaç yıl sonra aleyhine çalışabilmiştir. Yani Kürtleri sürekli ihanet planları için kullanmış olan, hainliğin adeta içlerine işlediğini düşündüğüm Nakşi Barzani ailesinin en büyük düşmanlığı Türkleredir ve en çok ihaneti, en çok ekmeğini yediği ve sıkışınca sığındığı Türklere ve Türklüğe karşı yapmıştır. Lakin Barzani ailesi asla İsrail’e ve Yahudilere ihanet etmemiştir. Bu coğrafya da Barzanilerin ihanet etmedikleri tek ırk Yahudilerdir diyebiliriz. Zaman zaman Nakşi etkisinde kalan Türkiye Cumhuriyeti Devleti yöneticilerinin de ciddi destekler verdiği bilinen Barzanilerin ve Nakşibendiliğin ihanetlerini gözler önüne koymaya ve günümüz de nasıl bir ihanet içerisinde kimlere hizmet ettiklerini güncel konulardan örnekler de vererek izaha devam edeceğiz esenkalın.

Kaynak: Uşak Haber Merkezi

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2011 yılından beri Vedat Orhan'a aittir!