İçeriğe geç

Uşak’ta Basın, Siyaset ve Ticaret Üçgeni

Günümüz teknolojisi ve sosyo-kültürel şartlar dördüncü kuvvet olarak tanımlanan medyayı bir kentin gelişiminde en önemli pay sahibi haline getirmiştir. Peki, Uşak’ta gerek görsel gerek yazılı gerekse internet medyacılığı yapanlar bu misyonlarının gerektirdiği şekilde yayın yapıyor mu? Zaman zaman şantaj, tetikçilik, fırsatçılık gibi ithamlara muhatap olan Uşak yerel medyasını tüm yönleriyle ele alalım.

Öncelikle şunu belirteyim ki bendeniz gazetecilik ya da köşe yazarlığı iddiaları olan birisi değilim. Ancak, ülkesi adına yaşadığı kent adına kaygıları olan memleketin dertleriyle dertlenebilen ve düşüncelerini kendi çapında yazıya dökerek Uşak Haber Merkezi’nde bana açılan bu köşeden kamuoyuna haddi aşmaksızın ve saygı çerçevesinde kalmaya çalışarak aktaran sıradan bir kardeşinizim. Gazetecilik okumadım; Uşak Üniversitesi Kamu Yönetimi mezunuyum, halen yüksek lisans yapmaktayım. Zaman zaman farklı konularda gözlemlerimi sizlere buradan aktarmıştım. Bugün de medya dünyası ile ilgili gözlemlerimi acizane sizlerle paylaşacağım. Muhakkak ki burada yazdıklarım birilerini rahatsız edecektir; ama eleştirilmeyi ve eleştiriyi hoş görmeyi herkesten önce medya dünyası kabullenmelidir.

Geçtiğimiz gün ART Televizyonunda, toplam 500 kişinin bile izlediğini zannetmediğim bir programda kamuoyunun televizyonun sahibi olarak tanıdığı Mesut Keskin’in kullandığı bazı cümleler basın camiasının neden saygı ve itibar görmediğini gözler önüne seren nitelikteydi. Reyting alanları uydudan yayın yapamaması sebebiyle zaten dar olan, yalnızca belediye antenleri olan mekanlardan izlenebilen yerel televizyonlar hiçbir bilimsel ya da toplumsal gerçekliği olmayan, sadece birilerine nefret ya da başka birilerine yalakalık maksatlı konuşmalar içeren programlar ile hem izlenirliklerini hem de güvenilirliklerini neredeyse yok etmişlerdir.

Geçtiğimiz günlerde kendi televizyon binasındaki odasında ziyaret ettiğimiz Mesut Keskin, samimi bir ortamda sohbet ederken, şahsımın da içinde bulunduğu bir arkadaş grubuna Hazim Sesli ve ekibinden dert yanarak hem yaşadıklarını hem de pişmanlığını şu şekilde dile getirmişti: “Arkadaşlar, seçimlerden önce Hazim Sesli’yle yaptığımız bir anlaşma vardı. Hazim beni, afaki paralar ödeyeceğini taahhüt ederek ve hatta televizyonumu uyduya çıkaracağını vaad eden konuşmalar yaparak ikna etmişti. Sizinde bildiğiniz gibi benim televizyon Hazim’le yattı Hazim’le kalktı. Sabahtan akşama kadar Hazim nereye gittiyse tekrar tekrar onları yayınladık. Bir kişiyi sürekli olarak sırtında kamerayla Hazim’in peşine taktım. Hatta hasta yatağımdan kalkıp serumla programa katılarak destek oldum. İsmimin Mesut Sesli olarak anıldığını siz de biliyorsunuz. Seçim öncesi MHP’yi, de CHP’yi de sırf Sesli’nin yüzünden karşımıza aldık. Ancak, seçimlerden önce aldığım 4 bin liranın dışında para almadım. Vallahi almadım. Hazim Sesli, her konuyu açtığımda seçimlerden sonra halledeceğini söylemişti. Ancak seçimlerden sonra beni Ali Yıldırım’a yönlendirerek para meselesini onunla hallet, dedi. Ali Yıldırım’dan da para alamadım. Sonrasında telefonumu açmaz oldular, en nihayetinde birgün UTSO’yu kaybettik, sana nerden para aktaralım, biz seçim bütçesini kapattık diyerek başından savdı.

(Mesut Keskin’in her türlü delillendirebileceğim, şahitlerinde bulunduğu bir ortamda yaptığı bu konuşmayı başka insanların da yanında yaparak dert yandığını bilenler ya da duyanlar muhakkak olmuştur. Ben de duydum.) Acaba ne değişti de Sayın Mesut Keskin, Hazim Sesli’yi, Ali Yıldırım’ı ve OSB yönetimini yere göğe sığdıramaz oldu? Telefonunu açmadığı için suçladığı ve çok ağır eleştirilerle isnatlarda bulunduğu Mustafa Kuvvet’i kendisinin sekreteryası olarak  mı görüyor?

Ayrıca,  aynı Mesut Keskin, geçtiğimiz günlerde bir çok davasında avukatlığını yürüttüğünü bildiğimiz Avukat Hüseyin Ufuk Uğur’un bürosunda Uşak Haber Merkezi’nde çıkan Medical Park haberi ile ilgili kendisinin hastane müdürüyle görüştüğünü ve müdürün haberimizde bahsi geçen hastanın bitkisel hayatta olmadığını kendisine söylediğini ifade ederek “neden yanlış haber yaptınız” sorusunu ekibimizden bir arkadaşımıza yöneltti. Soruya verilen tatmin edici cevapların ardından Mesut Keskin “ya boşverin, bunları tartışmayalım, ben Uşak Haber Merkezi’ni seviyorum. Siz Medical’e, TÜPRAG’a vesaire çakıyorsunuz (medya dünyasında aleyhinde haber yapmak, yazı yazmak anlamında kullanılır) biz ertesi gün gidiyoruz. Siz sallıyorsunuz biz meyvesini yiyoruz. Devam edin böyle…” şeklinde konuştu. Kanaatimce, Keskin’in yalnızca bu iki örnekteki tavrı ve söyledikleri sanırım nasıl bir basın anlayışına sahip olduğunun en bariz göstergesidir.

Bir sonraki yazımda basın camiasının yaşadığı zorlukları özellikle ekonomik sıkıntıları da göz önüne alarak basın camiasını analiz etmeyi sürdüreceğim. Geçtiğimiz genel seçimler öncesi Dilek Akagün Yılmaz’a yönelik medyanın neredeyse tamamı üzerinden yapılan linç kampanyası için düğmeye kim bastı? Medya neden otuz yıl öncesine dayanan bir karakol ifadesini çok önemli bir belgeymiş gibi kamuoyuna  servis etmeye kalkıştı? Belge diye bahsi geçen karakol tutanaklarını otuz yıldır saklayan kim ya da kimlerdi? Tüm basına aynı anda hangi maksatla servis edildi? TÜPRAG – Gazeteciler Cemiyeti İlişkisi, ZEKA ve basın ilişkisi; reklam, aleyhinde haber çıkmaması için ödenen bir diyet gibi mi görülüyor? Valilik, belediyeler,siyasiler,  STK’lar, iş adamları, ihracatçılar basına neden maddi-manevi destek olmak zorundadır? basın güvenilirliğini nasıl kazanabilir, neler yapılmalı? Bu ve bunun gibi bir çok soruya zaman zaman özele de girerek, medya genelini ele almayı sürdüreceğiz.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2011 yılından beri Vedat Orhan'a aittir!